Kitaplığım

1/1/2008 · Kategori: Kitaplığım

İnsanın Anlam Arayışı - Victor E.Frankl

 


1942 yılında ailesiyle birlikte önce Prag yakınlarındaki bir toplama kampına, oradan da üç yıl boyunca kaldığı Auschwitz toplama kampına gönderilir. Bu kamptan sağ kurtulan az sayıda insandan birisi olan Frankl, kamp döneminde ve sonrasında  logoterapi adını verdiği yeni bir psikoterapi yaklaşımı geliştirir. Bu yaklaşım, anlam iradesinin, yani yaşamda bir anlam bulma çabasının insan yaşamındaki temel itici güç olduğu inancına dayanır. Frankl'a göre günümüzde psikiyatrik sorunlar, yaşamda bir anlam bulamamaktan ve bunun yarattığı varoluşsal boşluktan kaynaklanır.
Logoterapinin, umutsuz bir durumla karşılaştığımız, değiştirilemeyecek bir kaderle yüz yüze geldiğimiz zaman bile yaşamda bir anlam bulabileceğimizi önemle vurguladığını söyleyebiliriz.
 
Frankl'a göre böyle durumlarda önemli olan şey, kişisel bir trajediyi bir zafere dönüştürmektir. Yaşam, kelimenin tam anlamıyla son ana kadar, kişinin son nefesine kadar anlamlı kalır. Anlam arayışı insan olmanın ayırt edici bir özelliğidir. Eğer yaşamda gerçekten bir anlam varsa, acıda da bir anlam olmalıdır. Acı da yaşamın kader ve ölüm kadar silinmez bir parçasıdır. Acı ve ölüm olmaksızın insan yaşamı tamamlanmış olmaz. Diğer yandan bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir.
Kişi, hizmet edeceği bir davaya kendini adayarak ne kadar çok kendini unutursa, o kadar çok insan olur ve kendini de o kadar çok gerçekleştirir.
 
"İnsanın Anlam Arayışı" ve "Duyulmayan Anlam Çığlığı" adlı iki kitabı mevcut. Birbirinin devamı niteliğindeki bu kitaplarda Frankl , yeni bir yaklaşım geliştirir; logoterapi. Kendisi insancıl varoluşçu akımın kurucusu.(1905-1998)

 

Taif'te Ölüm - Hıfzı TOPUZ

 

              
                     

Mithat Paşa, Batı'daki aydınlanma düşüncesi, Fransız Devrimi ve özgürlük mücadelesinden etkilenmiş bir avuç aydınla birlikte, beş yüz yıllık bir imparatorluğun artık köhnemiş zihniyetini değiştirmeyi ve çağdaş bir yönetim anlayışı getirmeyi amaçlamaktadır.Sultan Abdulhamit, Meşrutiyeti ilan etme sözüyle tahta geçmiştir. Ama asıl niyeti başkadır. Giderek artan baskıcı bir yönetimle bütün ipleri eline almaya ve kendine karşı çıkan sesleri susturmaya kararlıdır.

Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş arifesinde bu iki güç karşı karşıya gelecek ve Türk tarihinin en gerilimli mücadelesini yaşayacaklardır.Taif'te Ölüm, çöken bir imparatorluğun çağdaşlaşma sancılarını son derece akıcı bir dille anlatırken, dönemin baş aktörlerinin bireysel trajedilerini de  başarıyla gözler önüne seriyor.

 

Romanı okurken, Mithat Paşa'nın siyasal-bireysel yaşamının, dostluklarının ve aşklarının yanı sıra, günümüzdeki demokrasi savaşının tarihimizdeki kökenlerine ve bugünün siyasal ayak oyunlarına taş çıkartan saray entrikalarına da tanık olacaksınız.

 

Paris!te Son Osmanlılar Mediha Sultan ve Damat Ferit-Hıfzı TOPUZ

 

On dokuzuncu yüzyılın ortalarından başlayarak yirminci yüzyılın başına kadar gelen bir dönemde padişahlık rejimine karşı Türk aydınlarının verdiği mücadelerin ve Batılılaşma çabalarının anlatıldığı Paris'te Son Osmanlılar'da, Namık Kemal, Abdülhak Hamit, ami Paşazade Sezai, Ali Suavi gibi ünlü yazar ve gazetecilerin yaşamlarından, politik mücadelelerinden kesitler verilirken, Abdülmecit'in kızlarından Mediha Sultan'ın aşkları, evlilikleri ve çileli hayatı gözler önüne seriliyor.

 

Hatice Sultan-Hıfzı TOPUZ

                       

Hıfzı Topuz, bu kitapta Hatice Sultan'ın duygusal dünyası etrafında, Osmanlı'nın değişme sancılarını anlatıyor. III. Selim'den Kabakçı Mustafa isyanına, Alemdar Paşa'dan II. Mahmut'a uzanan serüvenleri nefes nefese okuyacaksınız

 

Saraydan Sürgüne...Kenize MURAT

Ortaköy'de, V. Murat'ın torunu olarak, bir sarayda doğan Selma Hanımsultan, İmparatorluk çökerken çocuk yaşta idi. Savaş ve işgal yıllarını İstanbul'da geçirdikten sonra, Osmanlı hanedanı mensuplarının yurtdışına çıkarılışında, annesi Hatice Sultan'la beraber, Fransız mandası altındaki Lübnan'a giderek Beyrut'a yerleştiler. Damat baba kendilerine katılmamıştı. Geride bıraktıkları saray hayatından tamamen farklı, sıkıntılı bir yaşam içinde, bir Fransız okulunu bitirdi. İlk genç kızlık duyguları hüsranla sonuçlandı.

 

Bir racayla evlenmeyi kabul edip, Hindistan'da mihracelerin ihtişamına, yanıbaşlarındaki yoksulluğa, İngiliz sömürge yönetiminin son yıllarına tanık oldu. Benimsemek istediği bu ülke insanları tarafından, toplumsal tabuları yıkmak için giriştiği mücadelede, anlaşılamayıp dışlanışının acılarını çekti. Türkiye'den sonra, her yerde, hep "yabancı" idi.

 

Daha sonra Paris, gerçek aşkla karşılaştığı şehir oldu. 29 yaşında, orada. İkinci Dünya Savaşı'nın başlarında, arkasında bir kız çocuğu bırakarak, yokluk içinde öldü. O kız çocuğu da, büyüdükten sona, annesinin hikayesini kaleme aldı. "Sonraları, çok sonraları, annemi tanımak istedim. Onu tanımış olanlarla konuşarak, tarih kitaplarını okuyarak, o devrin gazetelerini karıştırarak, ailenin dağınık arşivlerini araştırarak, bulunduğu yerlerde dolaşarak, yaşamının çeşitli kesimlerini canlandırmağa, yeni baştan yaşamağa çalıştım. Sonunda, ona daha fazla yaklaşabilmek, onu bulabilmek için sezgime ve hayal gücüme güvendim. Selma Hanımsultan'ın hikayesi budur işte" diyor Kenize Murat

 

Duyulmayan Anlam Çığlığı...Victor E.Frankl

İnsan, savunma mekanizmaları için yaşamaz, tepki oluşumları uğruna ölmez. Ama bir anlam için yaşar, bir dava uğruna ölebilir. İnsan, doğası gereği ve doğuştan gelen bir güdüyle anlam yönelimlidir. Anlam arayışının engellenmesi 'varoluşsal bir boşluk' yaratır. Frankl, İnsanın Anlam Arayışı'nın bir devamı ve açılımı olan bu kitabında 'kitle nevrozu' boyutlarına ulaşan varoluşsal boşluğu gözler önüne seriyor ve bugünün mekanikleşmiş, insansızlaşmış psikolojisini ve psikoterapisini yeniden insanileştirmek gibi bir iddiayla yola koyuluyor.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!Arkadasina Gönder!

2 yorum yazilmistir

Yazan:isimsiz | Tarih: 2008-05-21 06:24:27
Konu: Duyulmayan Anlam Çığlığı/Victor E. Frankl

çığlığım bağır

bir ifrit var bende biliyorum
eşik erbabı ecinnilerin ortasında oturuyor kalbim
yaklaşma istikametlerinde onların gözlerinden
kedigözleri yanıyor tenimde
arzın merkezine gitmişlerin yeryüzüne seslendikleri
şiir yanıkları içten patlamalı
cinnet okuyup bir gecede baş melek çıkan
karayele iman etmişlerin ürpertisi
şiirde yürütülmüş gemilerim
kuşatılsın ve düşürülsün diye bir lokmada ben
ışık tuttular gözüme
tutturdum ille de pamuk helva isterim diye
açınca en dipteki çekmeceyi
benler gördüm hep kan elim yüzüm
elektron muzipliği
bazen kayboluyorum ya kendimde
kendimi açıyorum bir sürü gök
dök suyu ardımdan tez döneyim sana
yumulup memelerine sonsuzluğu emdiğim
kalbime, sıracalıya taşır gibi şiiri ışık huzmesinde
sevilmişliğim ah o güzel ellerle
su gibi aziz oluşum okşansın saçlarım
durulmaz artık
beklenmez bu şafaklarda
neysem bir varlığa sığmam

akışa geçmiş kendinde kendi kendine
kükremiş ki dilim gırtlağım yangın
ortasında güller açar sayıklamaktayım
nasıl da saldım kendimi rüyaya
saçtım kalbimi hastayım sana
bire bin versin aşk seneye
görüşmek üzere, işte çığlığım bağır
bu şiirselde benim hayvanım avlanan sesimle
başımı uzatıp içime çektiğim taze dünyanın kokusu
vahşime bir şiir üfler gibi
seni yarattım nice

tırnaklarımın kulağına üç kez pençe diye fısıldadım önce
kalbim aman o nasıl çarptı kapıyı ardından
sıtma geldi uzun uzun aniden neanderthal
eski gırtlağım girişti çığlıklara nasıl
bir tek sen duydun avazımı
hadi her şeyle birlikte gelelim
gidemeyeceğimiz yere
bir insan konduralım ah o güzel terle

uluer aydoğdu

Bağlantıi »

Yazan:sheepishsherry | Tarih: 2008-04-14 19:05:23
Konu: merhaba

kesinlikle bu kitapları bulup okumaya çalışacağım, gerçekten ilgimi çektiler. okuduktan sonra tekrar burada buluşmak ümidiyle :)

Bağlantıi »

« Önceki :: Sonraki »